Bir yüzyılı aşkın sürede, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e etnik, dinsel, siyasal gerilimleri anıtlar üzerinden yaşayan bir şehir Sivas… Yapılan her heykel, görsel sanatlar alanından uzaklaşıp mutlaka bir çatışma unsuruna dönüşüyor ve bu haliyle şehir zorlu bir sınavdan geçiyor. Osman Gazi ile başlayan Aşık Veysel ve Pir Sultan Abdal ile devam eden bu gerilimli tarihin son figürü Aziz Vlas…
Kelime Ata
Müslümanlar eliyle kamusal alana ilk anıtın dikildiği şehir olma özelliğini taşıyan Sivas, bir asrı geçen zaman süresinde kaidesini bulamayan veya sürgün edilen heykelleriyle adından söz ettiriyor. Sözkonusu anıtlar sadece görsel sanatlar alanını ilgilendirmiyor, toplumsal ve siyasal tarihin, gerilimlerin toplumsal çatışmaların da anıtlar üzerinden okunmasını mümkün kılıyor. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet dönemine kadar dikilen her heykel kentte mutlak bir gerilim yaratıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslümanlar tarafından yapılan ilk anıt, Sultan Abdülaziz’e ait. Sanata düşkünlüğü ile bilinen Abdulaziz’in bronz heykeli, Floransalı sanatçı C. F. Fuller tarafından tasarlanıyor ve 1872 yılında İstanbul’a getiriliyor. Ancak İslam dininde suret çizimi olmadığı için olası bir tepkiden çekinildiğinden heykel, Beylerbeyi Sarayı’nda Havuzlu Salon’a yerleştiriliyor. Bu nedenle Sivas’taki Osman Gazi Anıtı, Müslümanlar tarafından yapılıp, kamusal alana konulan ilk suret olma özelliğini taşıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmaya yüz tuttuğu yıllardayız. İmparatorluğun dağılmasını önleyeceği iddiasındaki Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük fikirleri birbiriyle yarışıyor. 1913 yılında Sivas Valiliğine atanan Muammer Bey de Türkçü fikirlere sahip, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Teşkilat-ı Mahsusa’nın da Anadolu’daki önemli simalarından biridir.Türkçü’dür ama Osmanlı’ya da bağlıdır ve bu bağlılığın nişanesi olarak Osman Gazi için bir anıt büst yaptırmak ister. Aklında şehir merkezi vardır ancak tepki olabileceğini düşünerek Hafik’te karar kılar.
Hafik Kaymakamı Serezli Nebi Bey, Vali Muammer Bey’in teşviki ile Hafik-Zara yol ayrımına Osmanlı Beyliği’nin kurucusu Osman Gazi için anıt-büst yaptırır. Anıtın malzemeleri 11 çift camızla taşınan taşlarla inşa edilir. Heykel, 10 metre yüksekliğindeki sütun üzerine, üç parça olarak tasarlanır. 1916 yılında da açılır. Ancak bu açılışa kendisi gitmez; “açık fikirli, aydın görüşlü” olarak tanınan dönemin il müftüsü Abdurrauf Efendi’yi gönderir. Ancak, bu nazik ayarlama ahalinin gözünden kaçmaz ve anıt büstü yaptıran ve açanlar çarşıda göründükçe “taş dikenler geliyor” lafları dolaşır durur.

Osman Gazi Büstü

Osman Gazi Anıtı ve Büstü
Atatürk, 22 Ocak 1923’te Bursa Şark Sineması’nda halka hitabında heykel ve heykeltıraşlığın dine aykırı olmadığını söylerken Sivas’taki işte bu anıt-büstü örnek gösterir ve “Münevver ve dindar olan milletimiz, terakkinin esbabından biri olan heykeltıraşlığı azami derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıratını güzel heykellerle dünyaya ilan edecektir. Bu işe çoktan başlanmıştır. Mesela Sivas’tan Erzurum’a giderken yol üzerinde güzel bir heykele tesadüf edersiniz” şeklinde konuşur
Ancak, halk arasında anıt “putperestliğin nişanı” olarak sürekli konuşulduğu için, bir rivayete göre de Osmanlı dönemini çağrıştırdığı için 1936 yılında dönemin Sivas Valisi Nazmi Toker’in talimatıyla yıkılır. Sütunun üçe ayrılan her bir parçası farklı yerlere gönderilirken, büst kısmı da uzun süre bir depoda bekletildikten sonra 1943 yılında Etnografya Müzesi’nde korumaya alınır.
Aradan yıllar geçer; Hafik Belediyesi’nin girişimleri sonucunda Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü tarafından yeni bir Osman Gazi anıtı yapılır ve “Osman Gazi Hafik’e dönüyor” sloganıyla 2010 yılında hastane önündeki kavşağa yerleştirilir.
Mesaj nettir:
“Osmanlı dönüyor”
Bu, sadece bir heykelin değil siyasal açıdan da Osmanlıcı siyasetin dönüşü şeklinde yorumlanmaya elverişli olduğu için hayli ironik de sayılabilir.
İstanbul’a sürgün edilen Aşık Veysel anıtı
Sivas’ın ikinci heykel tartışmasının konusu Alevilerle ilgili olanıdır.
Cumhuriyet şairi olarak yüceltilen Aşık Veysel, 1973 yılında Hakka yürüdüğünde, şehir merkezine bir Aşık Veysel anıtının konulması için Hürriyet gazetesi tarafından kampanya başlatılır. Gazetenin 25 bin lira vererek başlattığı kampanya tüm yurtta büyük bir destek görür ve politikacılardan sanatçılara, bankalardan şirketlere kadar çok geniş bir kesimin bağışlarıyla 335 bin liraya ulaşılır. Hükümet Meydanı’ndaki Selçuk (Cıbırlar) Parkı’na konulması planlanan anıtı, heykeltıraş Prof. Dr Kenan Yontunç yapar.
Hem Vali Celal Kayacan hem de Belediye Başkanı Rahmi Günay’ın başlangıçta çok olumlu ve istekli davrandığı görülür. Vali Kayacan “Vilayet ve Sivas halkı olarak bu konudaki ber türlü hizmeti vazife bileceğiz… Sivas’ın bu değerli evladını bir heykelle, Sivas’ın mutena bir yerinde ebedileştirmek muhakkak ki, bizlere düşen bir görevdir. Bu konuda her zaman halka hizmeti en büyük görev bilen Hürriyet’in teşebbüsü ve asil halkımızın esere katkı arzuları çok anlamlıdır” derken, CHP’li Belediye Başkanı Rahmi Günay şöyle konuşacaktır:
“Âşık Veysel Sivas’ın bağrından çıkmış, bütün Türkiye’ye mal olmuş bir büyük insandır. Bu teşebbüs, Sivaslıları ziyadesiyle sevindirmiştir. Âşık Veysel’in beykelinin dikilmesi hususunda, bütün Sivaslıların el birliği ile çalışacağına belirtirim…”
Günay, “Selçuk Parkı tam manasıyla tarihi bir park olacaktır. Çünkü parkın içinde Selçuklular devrinden kalma eserlerin hepsi bulunmaktadır. Çifte Minare, Buruciye Medresesi ve Darüşşifa gibi tarihi eserler Âşık Veysel’in heykeli ile aynı yerde bulunacaktır” sözleriyle de anıtın konulacağını açıklamış olur.
Ancak anıt, kaidesine oturtulamaz. Çünkü, kampanya devam ederken şehirde de içten içe bir fokurdama sözkonusudur.

Bir Kızılbaş’ın heykelinin şehir meydanına konulması olacak iş midir?
Belediye Başkanı Günay, konuyu belediye meclisine taşır ve “Şimdi Hürriyet gazetesi kalkmış Veysel gibi çok ünlü bir şairimizin heykelini Sivas gibi izbe bir Anadolu şehrine diktirmek istiyor. Sivas’a kim gelecek de burada Veysel’in heykelini görecek? Bana göre Veysel’ in heykeli İstanbul’ a dikilmeli” der. Meclis, heykelin İstanbul’a gönderilmesine onay verir.
Bun Gülhane Parkı’ndaki Aşık Veysel heykeli işte bu sürgün kararı verilen heykeldir. Aradan yıllar geçer; 2009 yılında Şarkışla ilçesinde belediye bir Aşık Veysel heykeli kondurur görünür bir yere. Ne var ki, onunla simgeleşen fötr şapkasıyla değil, bir takke ile… Bu sefer Alevilerden ve Veysel ailesinden tepkiler yükselince kaldırılır.
“Şapkada inecek var”
Bir gün Sivas’a gelip de Alibaba Mahallesi’nin otobüsüne bindiğinizde hangi durakta inemeyeceğini bilen yolcuların başlangıçta pek de anlamayacağınız tarifini duyabilirsiniz.
“Şoför bey şapkada ineceğiz”
“Saza gelince haber verir misin kaptan”
“Hani şapka var ya, hah, işte orada indir bizi”
Şapka kimindir, saz neyin nesidir diye sorarsanız karşınıza demokrasi, eşitlik, inançlara saygı sınavından geçememiş bir Sivas öyküsünün içinde bulursunuz kendinizi.
Çünkü, 1973 yılında Aşık Veysel’in anıtı İstanbul’a sürgün edilmiştir ama tartışma bitmemiştir. Madem ki Veysel, Sivas’ın bir değeridir, “onu Aleviler de Sünniler de sever o halde neden bu kentte bir Aşık Veysel yoktur” sorusu hep sorulmuştur. Bu durumda soruya bir cevap verilecektir.
2020 yılında AKP’li Belediye Başkanı Hilmi Bilgin’in zamanında Aşık Veysel Bulvarı ile Abdülvahabi Gazi Bulvarı’nın kesiştiği kavşağa bir anıt konulur. Anıtta, Aşık Veysel’in fötr şapkası ve sazı vardır ama sureti resmedilmez. Üstelik, bu anıt için şehir merkezi değil daha kenar bir mekan tercih edilir. Alevilerin yoğunlukla yaşadığı Alibaba Mahallesi’ndeki bir kavşağa yerleştirilen bu anıt, yer seçimiyle de resmedilme biçimiyle de Alevilerle ilgili aşılmamış önyargıların, ötekileştirmenin, tabuların abidesi gibi durur.
Ama zevahir de kurtarılmıştır. Sual eden olursa “Orada bir anıt var” denilerek şehre itibar kazandırılmaya çalışılacaktır.

Milli Güvenlik Kurulu’nun gündemindeki anıt
2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta yaşanan Madımak katliamının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Pir Sultan Abdal Anıtı, Sivas’ın yaşadığı bir başka anıt tartışmasıdır. Bu anıt da kaidesinde sadece üç gün kalabilmiştir.
Dönemin Sivas İl Kültür Müdürü Mehmet Talay, Sivas’tan yüzlerce ozan çıktığını, halk müziği repertuarında en fazla türküsü bulunan illerin başında Sivas’ın geldiğini belirterek, göreve başladığında şehir girişine bir ozanlar anıtı koymak üzere girişimlerde bulunur. Ozanlar Anıtı’nın yapılması konusunda Kültür Bakanlığı’na yaptıkları başvurunun önce reddedildiğini ancak daha sonra Ankara’daki dernek yöneticilerinin girişimleri sonucunda yaptırılan anıtın Sivas’a gönderildiğini, anıtta elinde sazı, yanında köpeği olan bir ozanın resmedildiğini ifade eden Talay, “Anıt, 24 veya 25 Haziran tarihinde teslim alındı. Hemen bir kaidesi yaptırıldı ve 30 Haziran günü de bugünkü Kültür Merkezi’nin önüne konuldu. Bu anıtın Pir Sultan Abdal anıtı olduğuna dair dedikodu mekanizması alttan alta çalıştırıldı. Pir Sultan Abdal, bir Alevi ozan olduğu için bu, halkı kışkırtmanın bahanesi yapıldı” der.
Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nun 2014 tarihli raporunda, bu anıtla ilgili olarak, olayların yatıştırılması amacıyla heykelin, belediye başkanı Temel Karamollaoğlu’nun önerisi, Emniyet Müdürü Doğukan Öner’in teklifi ve Vali Ahmet Karabilgin’in kararıyla kaldırıldığı, anıtın göstericilerin içinden geçilerek Hükümet Meydanı’na getirildiği belirtilir. Ancak, duruşmalarda pek çok tanığın da ifade ettiği üzere, anıtın sökülmesinin saldırganları sakinleştirmediği tam tersine kontrolden çıkardığı, anıtın boynuna ip geçilerek yerlerde sürüklendiği, hatta kafa atanların olduğu tanıklıklarla mahkeme kayıtlarına geçmiş durumda. Heykeltraş Tankut Öktem’in eseri olan bu anıtın saldırganlar tarafından tamamen parçalandığı, sonrasında da Madımak Oteli’nin ateşe verildiği ve 33 canın katledildiği biliniyor. Ama anıt tartışması bitmiyor. Türkiye’de büyük bir infial yaratan katliamın ardından Kültür Bakanlığı yeni bir anıtı aynı yere koymak üzere harekete geçiyor. Güya bakanlık, 8 saat boyunca saldırgan bir güruhun şehrin sokaklarında şeriat sloganları atarak oteli ateşe vermesinin karşısında devletin yaşadığı aczi, yerle bir olan itibarını koruyacaktır.
Heykeltraş Tankut Öktem’e yeniden sipariş verilir. Öktem, bu kez “Ölü Ozanlar Anıtı” adını verdiği görsel çalışmayı tamamlar. Anıt bitmiştir ama nereye yerleştirilecektir? Öncelikle Kültür Merkezi’nin önü düşünülür. Katliamdan sonra Sivas Valiliği’ne atanan ve çok sert tedbirler alan Aydın Güçlü karşı çıkar. İtiraz üzerine anıtın Banaz’a gönderilmesi gündeme gelse de bu fikirden de vazgeçilir. Çünkü yeni bir gerilim çıkmasından endişe edilmektedir. En sonunda 1993 yılı sonlarında Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine gönderilir ve Çilehane’deki Ozanlar Yolu’na yerleştirilir.

Ozanlar Anıtı

Ölü Ozanlar Anıtı Hacıbektaş
Yıllar sonra Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun “Madımak Hafıza Merkezi” çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen sözlü tarih kayıtlarına da giren röportajında dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar, anıtın milli güvenlik sorunu olarak ele alındığını ifade edecektir. Sözleri dikkat çekicidir:
“Biz o anıtı sonra yaptık, Hacıbektaş’ta yaptık, Ozanlar Anıtı ama (…) Sivasa , aynı yere yapmak için çok uğraştım, dönemin başbakanı ve yerel yöneticileri ülkenin güvenlik bürokrasisi yeniden “Siz Sivas’ta bir ateşle oynayacaksınız” dediler ve dolayısıyla yapılmaması doğrultusunda görüş ortaya çıktı. Epey uğraştım. Ben milli güvenlik kurumlarından bilmem nelerden filan da bir anıtın anatomisi diye yazabilirsiniz. Onun üzerine peki, aileler istediler. Bu tartışma her tarafta oldu, aileler bizim yerimiz Hacıbektaş’tır dediler ve orayı istediler yoksa biz mücadele ediyorduk. Sivas’ta olması için, Arif (Arif Sağ) yaşıyor, beraber gidip açtık yoksa öyle bir ısrarım vardı. Oraya uğradım, cevap o heykeli dikmekti. (…) Aynı yere dikmek istiyordum”
Aziz Vlas’a niyet, Göz Evliyası’na kısmet
Sivas’ta en son yaşanan anıt tartışması ise Hıristiyan azizlerden Aziz Vlas’la ilgili. 280-326 yıllarında Sivas'ta yaşadığı tahmin edilen, paganizmi reddedip tek tanrı inancını savunduğu için Romalılarca öldürüldüğüne inanılan Aziz Vlas, Anadolu'da Hristiyanlığın ilk piskoposlarından biri kabul ediliyor. Aziz Vlas ismi, ilk kez Arman Çuhacıyan’ın “Uluslar arası Üne Sahip Sivaslı Aziz Vlas” kitabının 2004 yılında yayınlanmasıyla başladı. Avrupa ülkelerinde çok sayıda çocuğa ve sadece Avrupa’da 2 binin, dünyada ise 5 bin kiliseye ismi verilen Aziz Vlas için bir anıt yapılmasının Sivas’taki inanç turizmini geliştireceği düşünüldü.
Sivas Valiliği’nin resmi web sitesinde yeralan 11 Ekim 2019 tarihli yazıda, Aziz Vlas’ın Gökmedrese Mahallesi’nde bulunan mezarının inanç turizmine kazandırılacağı belirtiliyor. Dönemin Valisi Salih Ayhan’ın, ilgili kamu kurum yöneticileri ve sivil toplum örgütleriyle birlikte anıt mezarın yapılacağı alanı ziyaret ettiğinin ifade edildiği yazıda, Vali Ayhan, “Aziz Vlas’ın Hıristiyan âleminde çok önemli bir yer tuttuğunu, hekim kimliği ile halkın dertlerine şifa aradığını belirterek “Sivas'ın uluslararası turizmde de önemli yer tutacağına inanmaktayım. Ama bunu tamamen bilimsellik ve gerçeklik üzerine kurmaktayız. Sivas'ta bu değeri, bu şahsiyeti, Aziz Vlas'ı gün yüzüne çıkartacağız ve dünyaya sunacağız." ifadelerini kullanıyor.
Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 8 Aralık 2022 tarihli kararıyla Gökmedrese Mahallesi’nde bulunan alan Aziz Vlas Mezar Alanı ve Meydan Düzenleme Projesi olarak tescillendi ve Sivas Belediyesi 2023 yılında çalışmaları başlattı. Etrafı yeşil branda ile kapatılarak ve büyük bir gizlilik içinde sürdürülen çalışma bitmesine rağmen, açılış, siyasi ve dini spekülasyonlar nedeniyle 2024 belediye seçimleri öncesinde yapılamadı. Seçimde, belediye başkanlığı AKP’den BBP’ye geçince ilk gündeme alınan konulardan biri bu anıt oldu. Görünürde bilimsel olan bir çalıştay düzenlendi. Daha önceden anıtın yapılmasının önemine işaret eden siyasetçiler, akademisyenler bu kez projeyi yerden yere vurup “milli müktesebata müdahale” olarak muhalefet ettiler.
Çalıştayda alınan kararda, sözkonusu alanın Aziz Vlas’la ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle projenin iptal edilmesi istendi. İtiraz üzerine konuyu yeniden görüşen Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 13 Eylül 2024 tarihli 9042 sayılı kararı ile Aziz Vlas ismini kaldırıp “Göz Evliyası Mezarı” olarak tescilledi ve alan yeniden düzenlendi. Belediye Başkanı Adem Uzun’un ifadesiyle “bütün Hıristiyan unsurlar” kaldırıldı. Başkan Uzun, konuyla ilgili yaptığı açıklamada Sivas’ın bir Selçuklu şehri olduğunu, “inanç turizmi adı altında yapılan çalışmaların iyi niyet taşısa bile ne getirip ne götüreceğinin iyi hesaplanması gerektiği”ni söyleyecekti.

Aziz vlas

Aziz vlas göz Evliyası
Mimar Kevork Özkaragöz: Bizim talebimiz değildi
Aziz Vlas Mezar ve Anıt Projesini çizen Ermeni Mimar Kevork Özkaragöz, Hilmi Bilgin’in belediye başkanlığı döneminde kendilerine gelen davet üzerine projeye dahil olduklarını, böyle bir anıtın yapılmasını valilik, sivil toplum kuruluşları ve Cumhuriyet Üniversitesi’nin de desteklediğini belirtti. Dört ayrı proje hazırlandığını ancak kendi projesinin uygun bulunduğunu, bazı hassasiyetlerden dolayı projede üç kez değişiklik yapıldığını ifade eden Özkaragöz, “Gök Medrese’nin gölgelenmemesi için o cepheye bir şey konulmadı. Mum yakma ve dua alanı çok mütevazı bir köşeye yerleştirildi. Aziz Vlas’ın replikası yapıldı. 7 sütun ise Aziz Vlas’ın Romalılar tarafından öldürülüşüne ve azizlik mertebesine yükselişine tanıklık eden 7 kadını sembolize ediyordu. Proje tamamlanmasına rağmen, Hilmi Bilgin döneminde açılış yapılmadı. Belediye başkanı değiştiğinde de işin içine birtakım siyasi ve dini konular girdi ve bu kez Anıtlar Kurulu alanı Göz Evliyası olarak tescil etti. Anıtın yapılması yönünde görüş beyan edenler, çalışmayı destekleyenler bir anda tam ters söylemler geliştirdi. Doğrusu çok tuhaf bir durum oluştu” dedi.
Tüm dünyada Aziz Vlas’ın adına 5 bin kilisenin yapıldığını belirten Özkaragöz, Aziz Vlas’ın, Sivas’ın ve Anadolu’nun değerlerinden biri olduğunu anımsattı ve “Onun adını değiştirmekle Aziz Vlas kaybolmaz” diye konuştu.
